0 Dijitaloji Rehber

İstiklal Marşı 10 Kıta: Mehmet Akif Ersoy Sosyal Medyanın Zirvesinde

Written by AgahAlptekin

Etiketler: istiklal marşı dinle, istiklal marşı anlamı, istiklal marşı sözleri, istiklal marşı indir, mehmet akif ersoy, istiklal marşı notaları, istiklal marşı açıklaması

İstiklal Marşı’nın kabulünün yıldönümünde Mehmet Akif Ersoy sosyal medyada trend listelerinin zirvesine oturdu. Biz de sizler için bazı küçük görsellerle birlikte kısaca Mehmet Akif Ersoy’un hayatını derleyelim istedik.

1459670922-6041-tiklal-marşı-açıklaması

istiklal marşı 10 kıta • istiklalmarşı • istiklal marşı sözleri

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

                                                            Mehmet Akif Ersoy

1459670949-8370-ıca-yazı-mehmet-akif-ersoy0

Görüntülü İstiklal Marşı İndir

1459670949-8370-ıca-yazı-mehmet-akif-ersoy
istiklal marşı dinle • istiklal marşı 10 kıtası

Mehmet Akif Ersoy Hayatı

MEHMET ÂKIF ERSOY (1873 – 1936)

1459670949-6824--k-02102942-mehmet-akifersoy

Mehmet Akif, Istanbul”un Sarıgüzel semtinde, Sarı Nasuh mahallesinde 1873 yılında dünyaya geldi. Babası, Îpek kasabasında doğmuş Hoca Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerife hanımdır. Babasına temizliğe olan fazla düşkünlüğünden dolayı Temiz Tahir Efendi derler. Temiz Tahir Efendi, Ipek kasabasında bir müddet tahsil yaptıktan sonra Istanbul”a geldi. Burada Yozgatlı Hacı Mahmut Efendiden dinî dersler almağa başladı.Emine Şerife hanım Şirvan”lı Derviş Efendi i le evlenmişti. Bir müddet kocasiyle birlikte Amasya”da kalan Emine Şerife hanım sonradan Istanbul”a gelerek yerleşti. Iki erkek çocuğunu, bir müddet sonra da kocasını kaybederek dul kaldı. Temiz Tahir Efendi, Sarıgüzel”de kocasından kalan evde oturan bu iyi ahlâk sahibi ve güzel dulun medhini duymuştu. Allahın emriyle onu istetti, ve evlendi. Bu evlenmeden de Mehmet Akif dünyaya geldi. Temiz Tahir Efendi okur-yazar, tarikat sahibi bir adamdı. Şeyh Feyzullab Efendiden ders alıyordu. Aynı zamanda bu şeyhin çömezi idi. Anne ve baba dünyaya gelen çocuklarından dolayı büyük bir sevinç içinde idiler.Tahir Efendi yeni doğan oğluna Ebced hesabı ile doğum yılını içine alan (Ragıf) adını koydu. Bu isim (Gerde) adlı bir nevi ekmek manasına geliyordu. Lâkin Osmanlı dilinde böyle bir isim yoktu. Bu yüzden zamanla babasının kendisine taktığı bu isim unutuldu ve (Akif) e çevrildi. Tahir Efendinin sonradan bir de kızı düyaya geldi. Ona da Nuriye adını taktılar. Sonradan Nuriye hanım Arif Hikmet Beyle evlendi. Akif dört yaşına basınca mahalle mektebine devama başladı. Aile durumu yüzünden mektebine zorlukla devam ediyordu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih”de Emir-i Buharî”deki mektebe devama başladı. Burayı da bitirdikten sonra Fatih Merkez Rüştiyesine yazıldı. Bu mektepde en çok sevdiği hoca, Kadri Efendi ismini taşıyan Türkçe hocası idi. Bu hoca, küçük Akif üzerinde önemli bir tesir bıraktı. Kadri Efendi Abdülhamid”in baskısına fazla dayanamadı. Evvelâ Mısır”a kaçarak orada Kanun-u Esasi ismini taşıyan bir gazete çıkarmağa başladı. En sonunda hürriyet taraftarlarının sığındığı Paris”e kaçarak orada hayata gözlerini yumdu. Onun hayatını takip eden Mehmet Akif, hürriyet taraftarı olan ve kendisini çok seven bu hocasını hayatı boyunca hiç unutmadı.

1459670954-4483-timthumb

Mehmet Akif Ersoy Kimdir

Mehmet Akif”in olgunlaşmasında babasının tesiri fazladır. Arapcayı ve dine ait eserleri Mehmet Akif hep babasından öğrenmiştir. Baba, oğlu ile birlikte camiye giderken yolda ona bilmediği lûgatları ezberletmiş, dine temas eder bir takım bilgiler vermiştir. Bu yüzden Mehmet Akif babası için «O benim hem babam, hem de hocamdır. Ben hayatta ne öğrendi isem ondan öğrendim» demiştir. Babasından aldığı bu derslerden başka Mehmet Akif, Fatih baş imamı Arap hoca ile birlikte de kur”an ezberlemekte ve ondan bu sahada ders almaktadır. Rüştiyeye devam ettiği sıralarda Fatih camiinde Selânik”li Esat dededen Acemce dersler almağa başlamıştır. Arapca derslerini de ayrıca ona Halis Efendi vermektedir.

Mehmet Akif, şimdi Fatih rüştiyesini bitirmiş ve mülkiye mektebinin idadî kısmına yazılmıştır. Burada da üç yıl okuyarak şehadetnamesini alan Mehmet Akif, bu sefer Mülkiye”nin yüksek kısmına devama başlamıştır.

1887 yılında babası Temiz Tahir Efendi hayata gözlerini yummuştur. Bu acı yetmiyormuş gibi bir müddet sonra da Sarıgüzel semtindeki ailenin sığındığı biricik ev, çıkan bir yangında kül haline gelmiştir. Bu sefer zaten zorluk içinde geçinen aile daha sıkışık bir duruma düşmüştür. Akif, artık gündüzlü olarak bir mektebe devam edemeyecek durumdadır. O sırada şimdiki gibi yatılı mektepler bol değildi. Tam bu sırada talih, Mehmet Akif”in imdadına yetişmiş ve Halkalı”da ki sivil Baytar (Veteriner) mektebine yatılı talebe olarak kaydolunmuştur.

1888 senesinde girdiği bu baytar mektebinde Mehmet Akif hep başarı ile sınıf geçmektedir. Ailesinin kendisine muhtaç olduğunu ve bir an evvel hayata atılması lâzım geldiğini Mehmet Akif düşünebilecek bir çağdadır. Bu yüzden bütün gayretlerini derslerine vermiştir. Baytar mektebini birinci sınıf mevcudu 19 kişidir. Mehmet Akif bunlar arasında çalışma ve başarma yönünden birinci gelmektedir. Bu sıralarda Orman mektebi talebeleriden Isparta”lı Hakkı”nın ısrariyle Fransızca dersleri almağa başlamıştır. Baytar Ibrahim Bey ona Fransızca dersler vermektedir. Mehmet Akif hayatının sonuna kadar baytar Ibrahim Beyin bu iyiliğini unutmamış ve «benîm sebebi hayatım odur» sözleriyle Ibrahim beyi hürmetle anmışur. Baytar mektebinde 1891 yılı aralık ayında tez imtihanları başlamıştır. Bu imtihanların neticesinde elde bulunan listede sınıf mevcudu 17 olmasına rağmen Mehmet Akif bunlar arasında üçüncü gelmektedir. 1893 de baytar mektebinden şehadetnamesini alan Mehmet Akif mektepten birinci olarak mezun olmuştur. Bu sıralarda Şevket ve Babanzade Naim Beylerle birlikte Arapça parçalar üzerinde çalışmış ve bu dile ait bilgilerini genişletmiştir.

1459670995-6486-339718

Mehmet Akif baytar mektebini bitirdiği yıl, yani 1893 de, Tophane-i Âmire veznedarı Emin Beyin kızı Ismet hanımla evlenmiş ve Mehmet Akif”in Ismet hanımdan iki kızı ile dört oğlu dünyaya gelmiştir.

Mehmet Akif, baytar mektebine devam ettiği sıralarda Tanzimat devri son bulmuştur. 0 sıralarda sair Abdülhak Hâmit yeni parlamağa başlamıştır. Yine bu devrin meşhur romancılarından Sami Paşa zade Sezai ise kendisine o zamanlar büyük bir ün kazandıran (Sergüzeşt) isimli romanını henüz yazmamıştır. Yeni yetişen nesilden, Cenap Şebabettin, Tevfik Fikret, Hüseyin Siyret, Hüseyin Suad, Ali Ekrem, Mehmet Rauf ve arkadaşları ise henüz pek silik ve pek yenidirler. Bunlar «Mektep» ismini taşıyan biri derginin etrafında toplanarak kendilerine bir muhit yapmağa çalışıyorlardı. Roman ve hikâyeleri ile edebî kapasitesini belirtmeğe başlayan Halit Ziya Uşaklıgil ise Istanbul”un edebî çevresinden uzak, Izmir”de bulunmakta ve Hizmet gazetesinde yazılarını yayımlamaktadır.

Istanbul”da yeni yetişen yukarıda isimlerini saydığımız gençlerle, onların arkadaşları ise, Abdülhamid”in istibdat idaresinden göz açarak Recai zade Mahmut Ekrem”in etrafında bir türlü toplanamıyorlardı. Bu sırada (Servet-i Fünun) edebî mektebi kurulmak üzere idi. Gerek tanzimatçılardan hâlâ hayatta kalanlar ve gerekse yeni yetişen nesil Türk edebiyatında bir yenilik yapmak, doğunun tesirinden kurtularak, batının egemenliğine girmek istiyorlardı. Muallim Naci taraftarları ise bunun aksi bir fikir taşıyorlardı. Onlar batının egemenliğini kabullenmekle beraber, yıllardır devam eden Arap ve Acem edebiyatının terkedilemiyeceğini de iddia ediyorlardı. Bunlara göre yüz yıllarca bağlı kaldığımız doğu medeniyetini hiçe saymak, bu medeniyetten faydalanmamak akıl kâri değildi.

Işte Mehmet Akif 14-15 yaşlarında iken Istanbul”da edebî durum bu merkezde idi. Ortada doğu ve batı diye iki taraf vardı. Tanzimatçılardan arta kalanlarla, yeni yetişen nesil; Muallim Naci taraftarlariyle fikir yönünden çarpışma halinde idiler. Muallim Naci, Mehmet Akif”in mülkiyeden hocası idi. Bu yüeden Mehmet Akif, Muallim Naci”nin tarafını tutuyordu. O yeni olduğu halde, yenilik istiyenlere katılmadı. Yaşadığı muhit ve gördüğü tahsil hayatı onu tabiî olarak Muallim Naci”ye bağlıyordu. Muallim Naci, gazel vadisinde, yeni tarzda bir takım güzel şiirler de yazıyordu. Mehmet Akif, Muallim Naci”nin yalnız gazel vadisindeki şiirlerini taklid etti ve o şekilde şiirler yazmağa başladı. Lâkin sonradan bu ilk yazılarını beğenmeyerek yayımlamaktan vaz geçti ve yırtıp attı. Buna rağmen o bir türlü hocasının tesirinden kurtulamamıştı. Istanbul darülfünununa profesör olduğu zaman bile Muallim Naci”nin (Tevhid) adlı şiirini talebesine yazdırmış ve bütün bir ders boyu bu şiiri açıklayarak Muallim Naci”ye olan bağlılığını ve hayranlığını isbat etmiştir.
Mehmet Akif baytar mektebini bitirince Ziraat Nezareti (şimdiki Tarım Bakanlığı) baytarlık işleri şubesinde vazife aldı. Bir müddet Istanbul”da Bakanlıkta masa başında çalıştıktan sonra baytarlıkla Rumeli, Anadolu ve Arabistan”ı dolaştı. Gezdiği yerlerde bulaşıcı hayvan hastalıkları üzerinde incelemeler yaptı.

Mehmet Akif, ilk şiirini 1895 de yayımladı. Bu şiir (Servet-i Fünun) adlı dergide çıkan (Kuran”a Hitap) adını taşıyan bir şiirdir. Servet-i Fünuncuların en güzel yazılarını meydana serdikleri bu sırada Mehmet Akif, yazı ve fikir arkadaşları olan Herekli Arif Hikmet, Sami Rıfat, Mehmet Kemal, Musa Kâzım, Ahmet Mitat gibi imzalarla, Halil Edip”in çıkarmakta olduğu «Resimli Gazete» de şiirler yazmağa başladı. Mehmet Akif”in bu dergide yayımlanan şiirleri gazel biçiminde ve Muallim Naci yolunda yazdığı bir takım eski şiirlerdir ki, yukarıda da söylediğimiz gibi o bu şiirlerini kitap halinde yayınlamamış ve yırtıp atmıştır. Bir taraftan da Servet-i Fünun dergisine Acem edebiyatından tercümeler yapıyordu.

1898 yılından sonra Abdülhamit devrinin baskısı arttı. Bu yüzden Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan genç neslin sesi çıkmaz oldu. Hele 1901 – 1908 yılları arasında bu dergide edebiyata ait yazıya hemen hemen rastlayamaz olduk. Mehmet Akif de devre uyarak bu sıralarda mecburen sustu.
4 Ekim 1906 da, esas baytarlık vazifesine ek olarak Halkalı Ziraat mektebi hocalığını da üzerine aldı. 25 Ağustos 1907 de de Çiftçilik Makinist mektebi tahrir hocalığını yapmağa başladı.

1459670954-9959-k-14102127-1

11/11/1908 de Istanbul Darülfünunu umumî edebiyat profesörlüğüne tayin edildi. 14 Ağustos 1908 de çıkmağa başlıyan Sırat-ı Müstakim dergisi, Mehmet Akif için beğenilir bir yayım aracı oldu. Bundan sonra çok sevdiği bu dergiye muntazaman yazılar yazmağa başladı. Aynı yılda Şiraz”lı Sadi”nin yazılarına karşı büyük bir alâka gösterdi ve onun tesirinde kaldı.

Mehmet Akif”in en çok eser verdiği yıllar 1908-1910 yıllardır. Mehmet Akif”in 1908 yılında Sırat-ı Müstakim dergisinde 29 manzumesi, 1909 da 5 manzumesi, 1910 da 7 manzumesi yayımlandı. Mehmet Akif bu dergide çıkan bütün şiirleri – dördü hariç olmak üzere – 1911 yılında çıkardığı «Safahat» adlı şiir kitabında yayımladı.

Mehmet Akif manzum hikâye vadisinde çok lirik bir üslupla bize en güzel, içtimaî ve tarihî hikâyeler verdi. Onun 1908 yılından sonra nesir sahasında da büyük bir ilerleme gösterdiğine şahit oluyoruz.

Mehmet Akif Islâm Birliği mefkûresine bağlı idi. Bu mefkûresinin ışığını biraz da Muhammed Abdû”dan alıyordu. Bu zat Islam Birliği mefkuresinin yayıcısı idi. Ve Mısır”da yetişmişti. Muhammed Abdû”nun Islâmlık idealinin ana hatları şunlardı:

a) Islâm dininde reform yapmak,
b) Arap dilini yenileştirmek,
c) Hükümete karşı halkın haklarını tesbit etmek,
d) Batı medeniyet dünyasına kargı, Islâm ülkelerini birleştirmek.

Bu esaslar, Mehmet Akif”in 1908 den sonra belirmeğe başlayan ve Balkan Harbi ile Cihan Harbi sıralarında inkişaf”eden Islamcılık mefkuresinin kaynağı idî. Bu dört esastan Mehmet Akif yalnız (b) maddesindeki «Arap dilini yenileştirmek» esasını benimsememîşti. Diğer üçü kendi gayesinin bir kopyası olarak kabullendi.

Mehmet Akif geceleri Şehzade başındaki Ittihat ve Terakkinin Ilmiyye kulübünde arapca dersleri veriyor ve fırsat buldukça da arapçadan çevirmeler yapıyordu.

Mehmet Akif Islâm Birliği idealistlerinin çizdiği yolda yürümeğe 1911 yılından sonra bağladı. Fikirlerini evvelâ Beyazıt, Süleymaniye camilerinde verdiği vaızlarla etrafa yayıyordu.

1459670954-6659-istiklal-marsi-998870

Mehmet Akif 11 Mayıs 1913 de, 20 yıldan beri çalışmakta olduğu memuriyetinden istifa ederek ayrıldı. Bu istifaya sebep baytarlık işleri müdürü Abdullah efendinin vazifesinden haksız yere uzaklaştırılmasından doğan teessürdü.

Mehmet Akif, çok sevdiği ve saydığı şefinin haksızlığa uğramasına tahammül edememiş ve istifa etmek suretiyle hükümet vazifesinden çekilmişti. Bu sırada Mısır”a seyahat yaptı. Balkan Harbi bozgunluğu ve Mısır seyyahati onu kötümser bir hale soktu. Aradığı Islâm Birliği mefkuresini yaymak için büyük bir gayret gösteriyordu. Yazılariyle şimdi memlekete bu mefkûresini aşılıyordu.

Mehmet Akif, 1918 yılından sonra bütün ümitlerini kaybederek kötümser olmağa başlıyor. Çünkü Arapların Istiklâl uğrunda çarpışmaları boşa çıkmış, islâm âlemi çökmeğe yüz tutmuştur. Islâm âlemini kurtaracak en aydınlık yol, müslümanların el birliği ile mücadeleleridir.

Mehmet Akif”in Islâm Birliği ideali sarsılmıştır. Lâkin onu yeniden aydınlığa ve nura kavuşturacak hamle, imkânları da belirmeğe bağlamıştır. Mehmet Akif, Balkan Harbi ve Umumî Harp sıralarında kalemi ile yaptığı gibi, şimdi yine ayni şekilde mücadele hayatına atılmıştır. Mehmet Akif, aslında ruhen kötümserdir. Lâkin görünüşte vazifesinin Türk milletini yeniden ayaklandırmak ve hamleye sevketmek olduğunu idrak etmektedir. Kurtuluş Savağı onun bu ayaklanma ve hamle ümitlerini besleyen bir kaynak olmuştur. Çünkü Islâm memleketlerinden biri olan Osmanlı Imparatorluğu içinde mücadeleden vaz geçmeyen ve direnen, kuvvetli bir yığın bulunduğu göze çarpmaktadır.

Işte Mehmet Akif asil Türk milletinin kalbi olan bu kuvvete yardım edecektir. Onu gayesine ulaştıracak yolda yeni ışıklar parıldamağa başlamıştır. Eğer Türkiye kuvvetlenirse muhakkak ki diğer Islâm memleketleri de uyanacak ve Mehmet Akifin Ümit kestiği Islâm Birliği hülyası yeniden canlanacaktır. Şimdi Mehmet Akif için biricik kurtuluş yolu Türkiye”nin kendini toplaması olacaktır. Bu kararını tatbik mevkiine koyan Mehmet Akif Millî kuvvetlere katılmak arzusu ile 19 Ekim 1920 tarihinde Istanbul”dan Kastamonu”ya doğru yola çıkıyor. Onu Kastamonu halkı parlak bir şekilde karşılıyorlar. Kastamonu”da Nurullah camiinde ve civar kazalarda Kasım ve Aralık aylarında Mehmet Akif Millî Mücadeleye katılmanın lüzumunu belirten bir çok vaızlar veriyor. Istanbul”da yayımlanmakta olan Sebilürreşat şimdi Kastamonu”da çıkmağa başlamıştır.

Onu bizzat dinlemek bahtiyarlığına ulaşamıyanlar, vaızlarını bu dergide okumak suretiyle millî heyecanlarını körüklüyorlar. Bu yazıları heyecanla okuyan El-Cezire kumandanı Nihat Paşa, Mehmet Akif”i tebrik ediyor. Nihat Paşa, Mehmet Akif”in bu vaızlarını Diyarbakır”daki Cami-i Kebir de cuma namazında okutmuş ve bununla da yetinmiyerek onları matbaada binlerce nüsha halinde bastırarak Diyarbakır, Bitlis, Van illeri ile civar mutasarrıflıkları halkına dağıtmıştır. Biz Nihad paşanın bu telgrafından onun hitabelerinin ne geniş yankılar uyandığını ve millî mücadeleyi ne kadar kuvvetle desteklediğini öğreniyoruz. Padişahlık hükümeti, Millî kuvvetlere aktıldı diye Mehmet Akif”in Istanbul”daki vazifesine son veriyor. 25 Ocak 1920 de Kastamonu”dan Ankara”ya hareket eden Mehmet Akif, yolda Yunan ordularının Ankara”ya yaklaşmakta olduğunu duyunca tekrar Kastamonu”ya dönüyor ve burada yeniden tesirli vaızlarına devama başlıyor. Kurtuluş Savası, Mehmet Akif”e yatan mefhumunun ifade ettiği manayı bütün heyecaniyle duyurmuştur. Şimdi onda Islâm”ı duygularla, vatan duyguları atbaşı gitmektedir.

Mehmet Akif 1921 de Istiklâl Marşını yazdı. Açılan müsabakada bu marş birinciliği kazandı. Istiklâl Marşı 17 Şubat 1921 de Sebilürreşat dergisinde basıldı. 1 Mart 1921 de Büyük Millet Meclisi kürsüsünde okunarak 21 Mart 1921 de Büyük Millet Meclisi toplantısında millî marş olarak merasimle kabul edildi.

Mehmet Akif Büyük Millet Meclisinin birinci devresinde Burdur”dan milletvekili seçildi. Bu sıralarda ona Kur”an”ı Kerim”in tercümesi teklif edildi. Tercümeyi Akif, tefsiri ise merhum Hamdi Aksekili yapacaktı.

Bu sırada Mehmet Akif Mısır”a bir seyahat yapmağı düşünüyor.Yaptığı çevirmeleri Mısırdan kısım kısım Hamdi Akseki”ye yollamakta, Hamdi Akseki de eline geçen çevirmeleri hemen tefsir etmektedir. Lâkin Mehmet Akif bu çevirmeleri zamanında yetiştirememektedir. Bu yüzden Diyanet Işleri Başkanlığı Mehmet Akif”e çevirmeyi tamam olarak göndermesini yazıyor. Baskı altına girmeyi kabul etmiyen Mehmet Akif üzerine aldığı bu işi zamanında yetiştiremiyeceğini bahane ederek eseri Diyanet Işleri Başkanlığına, bu hususta aldığı para ile birlikte iade ediyor.

Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Yeni Türkiye ve dayandığı lâik esaslar, onun yıllardan beri ümit bağladığı Islâm Birliği idealini sarsmıştır. Beklediği şeyi elde edemiyeceğini anlayan Mehmet Akif büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Bu yüzden Mısır seyahati onu oyalıyor. Bu gibi ruhî haller içinde bulunan Mehmet Akif Mısır”dan Ankara”ya geliyor. Bu yılın baharını Istanbul”da geçiriyor. Ve aynı yılın Ekim ayında Abbas Hilmi Paşa ile birlikte Mısır”a gidiyor. Kışı Mısır”da geçiren Mehmet Akif bahara yine Istanbul”a dönüyor.

1924 ve 1925 yıllarına ait kış mevsimlerini yine Mısırda geçiriyor. Baharları ise Istanbul”a dönüyor. 1926 yılında Mısır”a gidince o bahar Istanbul”a dönmüyor ve bundan sonra Mısır”da daimî olarak kalıyor. Ona Mısır hükümeti Camiatül Mısıriyye Darülfünunda Türk Edebiyatı veya Türk Lisanı profesörlüğünü vermiştir. Mehmet Akif 1936 yılına kadar bu vazifede bulunuyor. Bu sırada Kahire”ye oldukça uzak Hilvan adı verilen küçük ve sessiz bir köyde oturmakta ve derslerini vermek üzere haftanın iki günü Kahire”ye inmektedir. Bir gün Hilvan”da yalnız bir hayat yaşarken adı ve adresi belli olmıyan bir kimse ona Hindistan şairi Muhadded Ikbal”in iki kitabını yolluyor. Bu kitapları zevkle okuyan Mehmet Akif kendisi ile Ikbal arasında bir benzerlik bularak bundan sonra Ikbal”i çok seviyor.

Mehmet Akif (Safahat) isimli büyük şiir kitabının son cildini teşkil eden «Gölgeler» i 1933 yılında Mısır”da bastırdı. Bu, onun 1918-1933 yılları arasında yazdığı 42 parça şiirinden meydana gelen son eseri idi. Bu sırada Abbas Hilmi Paşanın ölümü Mehmet Akifi çok sarstı.

Mehmet Akif”i hastalıklar artık sık sık yokluyordu. 1935 yılı temmuz ayında, hava değiştirmek maksadiyle Aliye yakınında, Sükel-Garp köyüne çekildi. Lübnan çamlıklarında onu yakalayan sıtma hastalığı kendisini çok sarsmıştı. Idealinin yıkılmasiyle manen harap okluğu gibi, vücutça da bitkin ve haraptı. Bu sırada Antakya”dan Beyrut”a gelen arkadaşı Ali Hilmi Bey onu bu sessiz hayattan bir müddet olsun çekip kurtarmak için kendisini Antakya”ya çağırdı. Antakya halkı Mehmet Akif”i candan karşıladılar. Bereket Zade Cemil Bey Mehmet Akif”i konağında misafir etti. Mehmet Akif Antakya”dan, Mısır”a dönünce sıtmanın geçmediğini gördü. Şu hale göre kendisine sıtmadan başka bir hastalık daha var demekti.

Artık hayatı evham ve kuşku içinde geçiyordu, ihtiyarlamıştı. Zayıf ve dermansız kalmıştı. Manevî hayatı gibi, maddî hayatı da sönmeğe yüz tutmuştu. Şimdi onun içini kavuran en büyük hastalık yurt ve vatan hasreti idi. Istanbul”a dönmek ve orada ölmek istiyordu. Mısır”da öleceğinden korkuyordu. 1936 yılı yaz mevsimi başlangıcında Mısır”dan Istanbul”a geldi. Vapurdan çıkar çıkmaz davet edildiği Prenses Emine Abbas Halim”in konağına gitti. Bu konakta üç dört gün misafir kaldıktan sonra tedavi edilmek üzere Nişantaşındaki Sağlık Yurduna götürüldü.

Istanbul”a döner dönmez hükümet tarafından kendisine 170 lira tekaüt maaşı bağlanmıştı. Onu Istanbul parlak bir şekilde karşıladı. Bu hususta hakkında güzel yazılar yazıldı. Bir ay kadar Nişantaşı Sıhhat Yurdunda tedavi gören Mehmet Akif, hastalığın günden güne şiddetlenmesi yüzünden, Dr. Fuat Şemsi”nin tavsiyesiyle sıhhat yurdundan çıkarılarak Mısır apartmanına götürüldü. Tedavisini Profesör Burhanettin Tuğan üzerine aldı. Burada da bir müddet kaldıktan, sonra Prenses Halim”in Alem Dağındaki Baltacı Çifliğine gitti. Daha Mısır”da bulunduğu sıralarda en büyük arzusu son günlerini bu çiftlikte geçirmekti. Işte bu muradına da kavuşmuştu. Istanbul semtine kanında toplanan suyu aldırmak üzere Istanbul’a iniyordu. Günden güne artan bu acılarla kıvranan Mehmet Akif, Istanbul”a döndükten sonra çok sevdiği memleketinin havasını ancak 6 ay kadar teneffüs edeibildi. 1936 yılı Aralık ayının 27 inci Pazartesi gecesi tam saat 7,45 de gözlerini yumdu.

1459671006-6137-12-mart-istiklal-marsi-610

Işte sahifelere dar gelen «Istiklâl Marşı» şairimizin, ölümsüz hayâtı…

KRONOLOJI

1873
Mehmet Akif Istanbul Fatih Sarıgüzel”de doğdu

1877
Mehmet Akif 4 yaşında mahalle mektebine başladı

13 Şubat 1878
Ikinci Abdülhamit Meclis-i Mebusan”ı kapatarak 33 yıl sürecek dönemini başlattı.

1879
Akif, 7 yaşında Emir Buhari Ilkokulu”na başladı.

1882
3 yıllık ilkokulu bitirerek, 9 yaşında Rüştiye”ye girdi.

1885
12 yaşında Mekteb-i Mülkiye”nin lise kısmına başladı.

1887
14 yaşında, Mekteb-i Mülkiye”nin yüksek kısmına girdi.

1887-1888
Evleri yandı ve babası öldü.

1888
Akif, 15 yaşında, Baytar Mektebi”ne girdi.

3 Kasım 1892
19 yaşında, bilinen ilk şiirlerinden Desturu yazdı.

14 Aralık 1893
20 yaşında, Baytar Mektebi”ni bitirerek memurluğa başladı.

1894
21 yaşında, Ismet Hanım”la evlendi. Edirne”de gezici görevde bulunuyor.

14 Mart 1895
22 yaşında, yayımlanan ilk şiiri Kur”an”a Hitap Mektep Mecmuası”nda çıktı.

1896
23 yaşında, Beşinci Ordu”ya at satın almak için Adana”ya sonradan Şam”a kadar gitti.

20 Mayıs 1897
Türk-Yunan Savaşı başladı.

1897
Bazı şiirleri Resimli Gazete”de yayımlandı (24 yaşında).

1899

26 Haziran 1903
Hersekli Arif Hikmet manzumesini yazdı.

1905
Rusya”da Çarlığa karşı geniş ayaklanmalar; Muhammed Abduh öldü; Tevfik Fikret Tarih-i Kadimi yazdı. Orman ve Meadin ve Ziraat Nezareti Beşinci Şube Baytar Müfettiş Muavinliği”ne atandı.

4 Ekim 1906
Ilk görevinin yanında, (33 yaşında) Halkalı Ziraat Mektebi”ne kompazisyon öğretmeni olarak da atandı.

29 Aralık 1906
Küfe”yi yazdı.

25 Ağustos 1907
(34 yaşında). Çiftlik Ziraat Mektebi Türkçe öğretmenliğine atandı.

28 Ocak 1908
Seyfi Baba”yı yazdı.

23 Temmuz 1908
Ikinci Meşrutiyet ilan edildi.

28 Temmuz 1908
Mehmet Akif, Ittihat ve Terakki Cemiyeti”ne kaydoldu.

27 Ağustos 1908
Sebilürreşat”ın ilk sayısı ve Akif”in bu dergide ilk manzumesi Fatih Camii yayımlandı.

11 Kasım 1908
Darülfünun Edebiyat Müderrisliği”ne atandı.

17 Aralık 1908
Meclis-i Mebusan açıldı.

13 Nisan 1909
31 Mart Ayaklanması başladı.

27 Nisan 1909
Ikinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan Reşat padişah oldu.

1911
(38 yaşında). Ilk kitabı Safahat Birinci Kitap adıyla yayımlandı.

29 Eylül 1911
Türk-Italyan Savaşları başladı.

5 Mart 1912
Yazılarının yayınlandığı Sıratı Müstakim, Sebillürreşat olarak adını değiştirdi.

1912
(39 yaşında) Safahat, Ikinci Kitap Süleymaniye Kürsüsünde yayımlandı.

15 Ekim 1912
Türk-Italyan Savaşı sona erdi.

8 Ekim 1912
Balkan Savaşları başladı.

23 Aralık 1912
Akif Istanbul”dan Mısır”a gitti.

6 Ocak 1913
Balkan Savaşları”nı sonuçlandırmak için toplanan Londra Konferansı sonuçsuz olarak dağıldı.

20 Şubat 1913
Akif, Mısır”dan Istanbul”a döndü.

23 Ocak 1913
Ittihatçılar Babıâli Baskını”nı düzenleyerek iktidara hakim oldular.

2 Şubat 1913
Akif (40 yaşında). Beyazıt Cami Kürsüsü”nde halkı birliğe ve yurt savunmasına çağırdı.

7 Şubat 1913
Fatih Cami Kürsüsü”nde konuştu.

5 Mart 1913
Edirne teslim oldu.

11 Mayıs 1913
Akif memurluktan istifa etti.

30 Mayıs 1913
Londra Antlaşması”yla Edirne Bulgarlara bırakıldı. Mayıs-Haziran Safahat, Üçüncü Kitap “Hakkın Sesleri” yayımlandı.

29 Haziran 1913
Ikinci Balkan Savaşları başladı.

10 Temmuz 1913
Fatih Kürsüsü”nde uzun manzumesi Sebilürreşat”ta yayımlandı.

21 Temmuz 1913
Edirne kurtarıldı.

10 Ağustos 1913
Bükreş Anlaşması”yla Balkan Savaşları sona erdi.

14 Ağustos 1913
Akif”in ilk Tefsir Serifi yayımlandı.

1914
Fatih Kürsüsünde kitap olarak yayımlandı. Yılın ilk aylarında Akif Mısır”a gitti, Medine”ye kadar yolculuk yaptı.

29 Ekim 1914
Türkiye, Birinci Dünya Savaşı”na girdi.

Aralık (?) 1914
Akif (41 yaşında). Almanların elindeki esir Müslüman askerlerine propağanda yapmak amacıyla Almanya”ya gönderildi.

5 Mart 1915
Akif (42 yaşında). Berlin Hatıraları”nı bitirdi.

8 Nisan 1915
Berlin Hatıraları yayımlanmaya başladı.

25 Kasım 1915
Sebiürreşat yayınına 5,5 ay ara verdi.

1916 (ilk Ayları)
Akif (43 yaşında). Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan”a Gezisi 4-5 ay sürdü.

10 Mayıs 1916
5,5 aylık aradan sonra Sebilürreşat yeniden yayımlandı.

26 Ekim 1916
Sebilürreşat 20 ay kadar yeniden kapandı.

1917
Safahat, Beşinci Kitap “Hatıralar” yayımlandı; (44 yaşında) Akif, Lübnan”a geri döndü; Dar-ül Hikmet-ül Islamiye başkatipliğine atandı.

4 Temmuz 1918
Sultan Reşat öldü. Vahdettin tahta geçti.

17 Temmuz 1918
Sebilüreşşat, yeniden yayına başladı.

1918
“Süleymaniye Kürsüsü”ndenin üçüncü basımı, “Hakkın Sesleri ve “Hatıralar”ın ikinci basımları yapıldı.

30 Ekim 1918
Mondros Ateşkes Anlaşması imza edildi.

13 Kasım 1918
Itilaf donanması Istanbul”a geldi.

21 Aralık 1918
Meclis-i Mebusan kapatıldı.

26 Aralık 1918
Akif”in “Hala mı Boğuşmak” manzumesi yayımlandı.

15 Mayıs 1919
Izmir işgal edildi.

19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal Paşa, Samsun”a çıktı.

12 Haziran 1919
Sebilürreşat, mandacılığa karşı çıktı.

26 Haziran 1919
Sebilürreşat, Türklerle Arapların ayrılamayacağını yazdı.

23 Temmuz 1919
Erzurum Kongresi açıldı.

4 Eylül 1919
Sivas Kongresi açıldı.

18 Eylül 1919
Akif (46 yaşında). Asım, Sebilürreşat”ta yayımlanmaya başlandı.

12 Ocak 1920
Son Osmanlı Mebuslar Meclisi açıldı.

22 Ocak 1920
(47 yaşında) Dar-ül Hikmet-ül Islamiye üyeliğine atandı.

23 Ocak 1920
Akif Balıkesir”de Zağanos Paşa Camii”nde halkı düşmana ve bozgunculara karşı birlik olmaya çağırdı.

16 Mart 1920
Istanbul Itilaf Devletleri”nce işgal edildi.

11 Nisan 1920
Şeyhülislamlık fetvası yayımlandı. Akif (47 yaşında). Istanbul”dan gizlice Anadolu”ya geçti.

23 Nisan 1920
Büyük Millet Meclisi açıldı.

28 Nisan 1920
Hakimiyeti Milliye Mehmet Akif”in Ankara”ya geldiğini yazdı.

3 Mayıs 1920
Dar-ül Hikmet-ül Islamiye”deki görevine son verildi.

6 Mayıs 1920
Sebilürreşat”ın Istanbul”da son sayısı yayımlandı.

3 Haziran 1920
Biga”da adaylar arasında en yüksek oyu alarak mebus seçildi.

5 Haziran 1920
Burdur Mebusluğu Meclis”te onaylandı.
Haziran 1920 Isyancıları bastırmak üzere Konya”ya gönderildi. Daha sonra Burdur ve Antalya”ya gitti.

15 Temmuz 1920
Mehmet Akif, Meclis”te ant içti. Eşref Edip, Kastamonu”ya geldi.

17 Temmuz 1920
Burdur Mebusluğu”nu tercih ettiğini Meclis Başkanlığı”na bildirdi. (18 Temmuz”da görüşülüp onaylandı.)

4 Ekim 1920
Basın ve Haber alma Genel Müdürlüğü, Meclis Başkanlığı”ndan Akif”in irşat için Kastamonu”ya gönderilmei iznini istedi.

19 Ekim 1920
Kastamonu”ya geldi.

25 Ekim 1920
Batı Cephesi Komutanlığı”nın isteğiyle, Maarif Vekaleti”nin Istiklal Marşı yarışması açtığı haberi Hakimiyeti Milliye”de yayımlandı.

5 Kasım 1920
Açıksöz”de ilk manzumesi yayımlandı: Kır Ağası”nın Rüyası.

5 Kasım 1920
Kastamonu Nasrullah Camii”nde Sevr Anlaşması”nı anlatarak halkı birliğe ve milli mücadeleye çağırdı. Avrupa”ya karşı Moskova yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirilmesini savundu.

28 Kasım 1920
Sebilürreşat”ın Anadolu”daki ilk sayısı Kastamonu”da, Akif”in Nasrullah Camii Kanuşmasıy”la yayımlandı.

3 Aralık 1920
Kastamonu ilçelerinde yaptığı konuşmalar neşredilmeye başladı.

24 Aralık 1920
Akif ve Eşref Edip Kastamonu”dan Ankara”ya gitti.

3 Şubat 1921
Sebilürreşat”ın Ankara”da ilk sayısı yayınlandı.

5 Şubat 1921
Maarif Vekili Namdullah Suphi Tanrısever bir mektupla Mehmet Akif”e başvurarak Istiklal Marşı Yarışması”na katılmasını istedi.

8 Şubat 1921
Meclis Kürsüsü”nde tek konuşmasını yaptı. Tevfik Paşa Hükümeti”ne yumuşak bir cevap yazılmasını önerdi. Mustafa Kemal buna karşı çıktı.

10 Şubat 1921
Elcezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa, Akif”e bir mektup yazarak Nasrullah Camii Konuşması”nı övdü. Onun Diyarbakır”da kitapçık halinde basıldığını haber verdi.

17 Şubat 1921
Istiklal Marşı Hakimiyeti Milliye ve Sebilürreşat”ta yayımlandı. (Açıksöz”de 21 Şubat tekrar Hakimiyeti Milliye; 14 Mart, Gaye-i Milliye; 26 Mart; Yeni Giresun (?), Öğüt: 29 Şubat!)

26 Şubat 1921
Istiklal Marşı konusu Meclis”e getirildi. Seçimin Meclis genel kurulunda yapılması kararlaştırıldı.

1 Mart 1921
Istiklala Marşı Meclis”in ikinci çalışma yılının açılışında okundu, alkışlarla karşılandı.

12 Mart 1921
(Akif 48 yaşında) Istiklal Marşı Meclis”te tartışılarak kabul edildi.

Mart 1921
Marş için beste yarışması açıldı.

19 Mart 1921
Akif”in de içinde olduğu Anadolu”da bir Islam kongresi için hazırlık kurulu ilk toplantısını yaptı.

1 Nisan 1921
Besteci Ali Rıfat Bey, bestelediği Istiklal Marşı”nı Kadıköy Apollon Tiyatrosu”nda çaldı.

14 Nisan 1921
(15 Nisan”da Sebilürreşet”ta) Süleyman Nazif”e Hakimiyeti Milliye”de yayımlandı.

30 Nisan 1921
Akif”in Afgan elçiliği ziyareti Sebilürreşat”ta neşredildi.

7 Mayıs 1921
“Bülbül” Sebilülreşat”ta yayımlandı.

9 Mayıs 1921
Sebilülreşat-Hükümet ilişkileri Meclis”te tartışıldı.

10 Mayıs 1921
Akif”in de üye olarak gösterildiği Birinci Grup Mustafa Kemal tarafından kuruldu.

23 Ağustos 1921
Sakarya Savaşı başladı ve 13 Eylül”de kazanıldı.

12 Eylül 1921
Akif”in Afgan Elçiliği”ni ziyareti Açıksöz”de yayımlandı.

24 Eylül 1921
(Ali Şükür”ün konuşması) Kayseri”ye taşınan Sebilülreşat”ın buradaki ilk ve tek sayısı ile birlikte yayımlandı.

1 Kasım 1921
Istiklal Marşı”ını bestelenmesi konusu Meclis”te tartışıldı. Genel kurul beste seçiminin Istanbul”da yapılması isteğini reddetti.

19 Kasım 1921
Ali Rıfat Bey”in bestesi Yarın gazetesinde yayımlandı.

10 Aralık 1921
2,5 aylık bir aradan sonra Sebilürreşat yeniden Ankara”da yayımlandı.

31 Aralık 1921
Akif ve arkadaşlarının Istanbul”daki ahlaksızlıkların kınanmasıyla ilgili önergesi tartışılarak kabul edildi.

3 Nisan 1922
(Akif 49 yaşında) “Leyla” Hakimiyeti Milliye”de yayımlandı.

26 Temmuz 1922
Akif, Istiklal Mahkemeleri aleyhine oy kullandı.

29 Temmuz 1922
Üç milletvekiliyle birlikte Akif”in, askerlerin bayramını kutlamak üzere cepheye gittiği açıklandı.

26 Ağustos 1922
Türk ordusu Büyük Taarruz”a başladı.

9 Eylül1922
Türk ordusu Izmir”e girdi. Meclis”te Sebilürreşat”a yardım konusu tartışıldı. Basına hükümet yardımı kesildi.

1 Kasım 1922
Padişahlık kaldırıldı.

16 Aralık 1922
Akif, Eğitim Komisyonu Başkanlığı”ndan istifa etti.

19 Ocak 1923
2 ay ve 7 günlük bir aradan sonra Sebilülreşat yeniden yayımlandı.

29 Ocak 1923
Yunus Nadi”nin Cumhuriyet”te Yeni bir Savaş Devri başlıklı yazısı mecliste tartışıldı. Akif ve arkadaşlarının yazıya itirazları kabul edilmedi.

1 Nisan 1923
Meclis, seçimlerin yenilenmesi kararını aldı.

12 Nisan 1923
Sebilürreşat”ın Ankara”da son sayısı çıktı. Mayıs 1923 Mehmet Akif 50 yaşında, Istanbul”a döndü.

16 Mayıs 1923
Sebülürreşat, taşınmasından 3 yıl sonra yeniden Istanbul”da yayımlanmaya başladı.

Ekim 1923
Abbas Halim Paşa”nın çağrısına uyan Mehmet Akif kışı geçirmek üzere Mısır”a gitti. (1924 baharında dönecek, kışın yeniden gidecek,1925 baharında tekrar gelecek ve sonbaharında yeniden gidecektir.)

29 Ekim 1923
Cumhuriyet ilan edildi.

3 Mart 1923
Halifelik kaldırıldı. “Eğitimin Birleştirilmesi Yasası” çıktı. Şer”iye ve Evkaf Vekaletleri kaldırıldı.

5 Mart 1925
Sebilürreşat”ın son sayısı yayımlandı.

6 Mart 1925
Hükümet, diğer bazı yayım organlarıyla birlikte Sebilürreşat”ı kapattı.

Mayıs 1925
Sebilürreşat”ın sahibi ve müdürü Eşref Edip Fergon, Istiklal Mahkemesi”nde yargılanmak üzere tutuklandı.

1925
Mehmet Akif (52 yaşında) Mısır”a gitti.

2 Eylül 1925
Bakanlar Kurulu türbe ve zaviyelerin kapatılmasını (Kanun: 30 Kasım), memurların şapka giymesini (Kanun: 25 Kasım) kararlaştırdı.

17 Şubat 1926
Isviçre Medeni Kanunu uyarlanarak kabul edildi.

1926
Annesi 90 yaşında Istanbul”da öldü. 53 yaşındaki Akif, Mısır Darülfünunu Edebiyat Şubesi, Edebiyet-ı Türkiye müderrisliğine atandı. (1936”ya kadar)

10 Nisan 1928
Anayasa”dan devletin dini, din-i Islamdır ve din hükümlerinin meclis tarafından yerine getirileceği ibareleri çıkarıldı.

1928
Akif”in damadı Ömer Rıza Doğrul, Safahat”ın mevcudu tükenmiş ciltlerini yeniden bastırdı. Kabil Elçiliği”ne giden Hikmet Bayur, Mısır”da Akif”ten Kur”an çevirisini istediyse de alamadı.

1 Aralık 1928
Yeni harfler kullanılmaya başlandı.

1 Ocak 1929
Eski yazıyı kullanma yasağı başladı.

1 Eylül 1929
Okullarda Arapça ve Farsça dersleri kaldırıldı.

22 Ocak 1932
Türkçe Kur”an ilk kez Yerebatan Camii”nde okundu.

1932
Mısır”a giden Eşref Edip Akif”in Kur”an çevirisini vermeye ikna edemedi.

7 Şubat 1933
Istanbul”da bütün camilerde ezan ve kamet Türkçe okunmaya başlandı.

1933
Akif (60 yaşında), Mısır”da Safahat”ın yedinci kitabı Gölgeler”i bastırdı.

1935
Mısır”da hastalanan Akif (62 yaşında), tedavi olmak için Lübnan”a gitti. Oradan Antakya”ya geçti.

19 Haziran 1936
63 yaşına Akif hasta olarak Istanbul”a geldi.

27 Aralık 1936
Mehmet Akif, Istanbul”da siroz hastalığından öldü.

1459671001-6541-akif3

ESERLERI

Safahat (Başlangıç 1911, tamamlanma 1933. Ömer Rıza Doğrul, Akif”in kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek Safahat”ı 1943”te tekrar yayınladı. M. Ertuğrul Düzdağ “Safahat”ın daha önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını 1987”de yayınladı.)
Kastamonu Kürsüsünde (1921, Milli Mücadele dönemindeki hutbeleri)
Kur”an”dan Ayet ve Hadisler (ölümünden sonra, 1944 seçme yazıları)
Mehmet Akif Ersoy”un Makaleleri (1987, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu)

KAYNAK: http://www.meb.gov.tr/belirligunler/istiklal_marsi/index_istiklal.html

istiklal marşı anlamı

1459671006-5116-al-marsi-yarisma-001-660x330

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır. Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş Sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şair ‘ben’ diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupamedeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu Altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.

İstiklal Marşı Anlamı Kaynak: http://www.diyadinnet.com/

About the author

AgahAlptekin

2 Comments

  • Ne mutlu Türküm diyene ki şehitlerimizin kanı yerde kalmayacaktır! Bu mubarek kanları döktürenleri tüm düşmanları lanetliyorum! ŞEHİTLERİMİZ BİZİM İÇİN SAVAŞMIŞLAR AMA BİZ ÖĞRETMEN DAHA BU KONU İLE İLGİLİ ÖDEV VERMEDEN ÖNCE HİÇ BÖYLE DUYGULARIMIZI DÖKMÜYORUZ! EĞLENİYORUZ! HİÇ DÜŞÜNMÜYORUZ! SONRA DUYGULU DUYGULU ABNLATIYORUZ! TENEFÜS ÇALDIĞINDA SANKİ HİÇ ŞEHİT KELİMESİNİ KULLANMAMIŞ GİBİ EĞLENMEYE VE HİÇ BÖYLE BİŞEY OLMAMIŞ GİBİ DEVAM EDİYORUZ! SONRADA BİZ V ATAN SEVERİZ! YOK ÖYLE YAMA!…AMA KİMSE BU YAZIYI UZUN DİYE OKUNAZ AMA OKUDUĞUNUZA DEĞECEK!…

Leave a Comment